| Azerbaycan'ın Atası - 5 |
|
|
|
| Yazılar - Azerbaycan | |||||
| Cuma, 28 Kasım 2008 14:15 | |||||
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ERMENİ MESELESİSOYKIRIM NEDİR?KATLİAM İLE ARASINDA NE FARK VARDIR?
Sayın okurlarım; Bu gün Ermeni meselesinde de odak noktasında "SOYKIRIM" meselesi vardır. İşte onun içindir ki soykırımın ne olduğunu bütün çıplaklığı ile incelememiz gerekir. Bu nedenle "Soykırımın" tarihçesine göz atmamızda fayda olacağı kanısındayım. SOYKIRIM
II. Dünya savaşında öncesinde Nazilerin 1933 yıllarında başlatıp, savaş süresince canice yaklaşık 6 milyon Yahudi’yi gaz odalarında zehirleyip fırınlarda yok ettikleri vahşeti anlatan bir terimdir. 1946’da Birleşmiş Milletler antlaşma ile bir insanlık suçu olarak kabul görmüştür. "Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi" 1948’de imzaya açılmıştır. Türkiye’de bu sözleşmeyi 1950 yılında 5630 sayılı kanunla çekincesiz imzalamıştır. Bu sözleşmenin özünde Soykırımın işlenmesi için; "BİR İNSAN GRUBUNUN BİR PLAN DÂHİLİNDE İMHA NİYETİ ESASTIR". Ermeni meselesinde asıl sorun Kürtler ile Türklerin Ermenileri katledip etmedikleri değil. Bunun bir soykırım olup olmaması meselesidir. Bu meseleye bir açıklık getirmek istersek, aydınlarımız, Devlet adamlarımız ve de Dünya kamuoyu "katliam ile soykırım arasındaki büyük farkı maalesef ayırt etmiyorlar veya edemiyorlar". Bizler; Ermeniler, Türkler ve Kürtler arasında meydana gelmiş olan katliamları reddetmiyoruz. Burada asıl mesele; Ermeniler, Türkler ve Kürtler arasında acı hatıralarla dolu olan katliamların "soykırım olup olmaması meselesidir".
Saygıdeğer okurlarım, "SOYKIRIM’IN yabancı dilde karşılığı "GENOCIDE"dir. Birleşmiş Milletler Kararlarına göre bir katliamın "soykırım" olabilmesi için üç temel şartın bir arada oluşması gerekliliği şarttır.
HİTLER’İN "SOYKIRIMI"
Gelin hep beraber SOYKIRIM’IN mimarı olan Hitler Almanya’sına bir göz atalım. Hitler Alman ırkının diğer ırklardan üstün olduğunu kanıtlamak için Nasyonal Partisini kurup, "NAZİ" ideolojisini yaratarak yükselmiştir. Bu ırkçı ideoloji ve Nasyonal Sosyalizm ile iktidar olmuşlardır. Kısaca bu ortam "Yahudi Soykırımına" giden yolun temellerini oluşturmuştur.
"MİLLİYETÇİLİK, ÖĞELERİN VE ULUSLARIN BİRLİĞİ"
Geçmişe dönüp Osmanlı toplum yapısını incelersek; 1915’e geliş sürecinde Hitler Almanya’sındaki gibi ırkçı ve milliyetçi bir ideolojiden söz etmek mümkün değildir. Çünkü; İttihat ve Terakki Cemiyeti 1908’den sonra filizlenen Türkçülüğün üst şemsiyesi altındaki "MİLLİYETÇİLİK" duygularının tam zıddı olan "ÖGELERİN VE ULUSLARIN BİRLİĞİ" ideolojisini ön plana çıkararak, Osmanlı topraklarının içinde yaşayan bütün gayri Müslimlerle beraber bütünlüğünü sağlamak istemiştir. Ziya Gökalp, 1910 yılında ilk kitabını yayınlaması, İttihat ve Terakkinin üst yöneticileri tarafından bile fazla önemsenmemiştir.
SORBOON’DA ZİYA GÖKALP VE ÖMER SEYFETTİN
1912 yılına gelindiğinde Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin Paris’e giderek "Sorboon Üniversitesi'nde" "Ulusçuluk" kavramı üzerine detaylı çalışmalar yaparak ileride İttihat ve Terakki’nin temel siyasi görüşü haline gelen "Türkçülük" kavramını daha da geliştirme fırsatı bulurlar. "Emile Durkheim ve Trade görüşlerinden etkilenirler." İşte bu ham çabalar, "Etni-site" temeli üzerine oturtulan "Milliyetçi" görüşleri daha emekleme safhasında olduğu aşikârdır. Bu nedenledir ki; 1915 sürecinde İttihatçıların "TÜRKÇÜLÜĞE DAYANAN MİLLİYETÇİ VE IRKÇI" düşünce yapıları henüz gelişmemişti. Bu katliamların asıl sebebi, Emperyalist batılı devletlerin ve Çarlık Rusya’nın desteği ile Büyük Ermenistan kurmak için uzun yıllardan beri yapılan hazırlıkların sonucunda yaşanan insanlık dışı olaylardır. Bu olayların neticesi; Türkler, Ermeniler ve Kürtler arasındaki katliamlar yadsınamaz bir gerçek oluşudur.
SOYKIRIMIN SİYASALLAŞMASI
Burada en önemli nokta; İnsanlığa karşı işlenmiş suçların en üst ifadesi olan "SOYKIRIM"ın siyasallaştırılıp kirletilmemesidir. Ama gelin görün öğle mi oluyor acaba? Arjantin, Hollanda, Fransa, Almanya, Belçika, Rusya Federasyonu, Lübnan, Polonya, Kanada, İtalya, İsviçre, İsveç, Kıbrıs Rum Yönetimi, Uruguay, Yunanistan, Slovakya, gibi ülkeler ve ABD’nin birçok eyaleti ve de Avrupa Parlamentosunun kararları vahim boyutlara ulaşmaktadır. Bunca ülkenin 1915’te olmuş bir olay hakkında karar alması sizce nedendir? Acaba; Hıristiyan dünyası yeni bir haçlı seferi daha mı tezgâhlıyor? Yoksa Şark Meselesinin hazımsızlığı mı? Osmanlı zamanında olmuş bu katliamlar Türkiye’yi bağlar mı? Osmanlı borçlarının, İmparatorluğun üzerindeki ülkeler arasında "faiz ve anapara’yı" kapsayarak birlikte bölüştürülmesi, Türkiye’nin hissesine düşen parayı kuruşuna kadar ödemesi, Ermenistan’ın (Üç "T") formülüne uygun düşmüyor mu? Ama insanlık adına en büyük kötülük gündemdedir;
"SOYKIRIM (GENOCİDE) DÜNYA PARLAMENTOLARINDA SİYASALLAŞTIRILMAKTADIR"TEHCİR NEDİR?
Ermeni meselesinin ikinci önemli kelimesi "TEHCİR"dir. Arapça olan bu kelimenin Türkçesi "SÜRGÜN" olarak ifade edilmektedir. TEHCİR’in asıl nedeni; I.Dünya savaşında, Ruslara karşı savaş halinde olan Osmanlı İmparatorluğu'na arkadan saldırıp Çarlık Rusya ile birleşerek Anadolu’da "Büyük Ermenistan" kurma hayali ile isyan ederek savaşa başlayan Ermeni Taşnak ve Hınçaklar’ın başlattığı harekettir. İşte bu Ermeni çetelerin, Kürtlere ve Türklere karşı katliama girişmeleri sonucu gündeme gelen Tehcir; Ermenilerin Osmanlı ordusunu arkadan vurmasını önlemek için Suriye bölgesine sürülme hareketidir. Biraz gerilere gidersek, 18. yy’da, Osmanlının çöküş döneminin başlamasıyla ortaya çıkan "Doğu Sorunu" yani "Şark Meselesi" güncelleştirilerek "Osmanlı'nın parçalanması" gündeme geldi. Aydınlanma ve Endüstrileşme sürecini tamamlayan Emperyalist batılı devletler de doğal olarak milliyetçilik akımları ortaya çıktı. 19 ve 20. yy. da İngiltere ve Fransa gibi devletler, Anadolu’nun Kafkasya’nın enerji yataklarını ve zengin doğal kaynaklarını sömürebilmek için bildiğimiz en basit yöntemi kullandılar "böl parçala yönet." İşte bu nedenlerle bölgeye geldiler. Anadolu ve Kafkasya topraklarını sanki kendi topraklarıymış gibi çıkarları doğrultusunda dağıtmak istediler. Nefreti, dinsel ve milli ayrımcılığı sürekli körüklediler. Ermenileri, Rumları ve Bulgarları milli ve dini duygularla etkilediler. Bu durum; ayrılıkçı akımları körükleyen hızlı bir "Uluslaşma Süreci"ne yol açtı. İşte bu süreç; Osmanlının sonunu hazırlayan en büyük etken olmuştur.
DİNİ VE MİLLİ DUYGULARIN İSTİSMARI
Şunu da hiçbir zaman unutmamamız gerekir ki; "Bu toprakların geçmişteki kaderini dini ve milli duyguların istismarı belirlemiştir, gelecekteki kaderi de yine dini ve milli duyguların istismarı ile olacaktır" inancındayım. Bu İşte bu gelecekteki kaderi değiştirmek elimizdedir. Madem ki bu coğrafyada beraber yaşamaya mecburuz o halde; Dini ve milli duygularımızı istismar edip savaş aracı olarak kullanmamalıyız!
Sayın okurlar; "Ermeni meselesinin tarih içindeki akışını incelersek, Haçlı Seferlerine kadar giden uzantılarının günümüze yansımasıdır". Bütün dünyada olduğu gibi Kafkasya ve Anadolu topraklarının geçmişinde "Dinlerin" siyasallaştırılıp çıkarlar için kullanıldığı bir gerçektir. Bu olgu, geçmişte olduğu gibi, günümüzde ve gelecekte de "Dinin siyasi çıkarlara alet edileceği" de muhakkaktır. Türkiye ile Azerbaycan’ın birlikteliğini ve Ermenistan’ın çelişkisini daha iyi anlayabilmek için, "Anadolu ve Kafkasya’nın demografik yapısını ve tarihini çok iyi bilmemiz gerekir". Can dostlar, gelin şimdi Anadolu ve Kafkasya dünyasını daha iyi kavramak için bir balona binip birkaç günde olsa yazı dizim boyunca bu güzelim coğrafyaya yukarıdan bakarak inceleyelim. Müslüman olan Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları içinde, "Rum ve Ermeniler gibi çeşitli "Dini etnik yapılar" bulunmaktaydı. Fakat Osmanlı İmparatorluğu kesinlikle bir din devleti değildi. Osmanlının gerileme sürecindeki bu yumuşak karnını Rus, İngiliz ve Fransız gibi devletler kendi çıkarları doğrultusunda kullandılar. Burada ilginç bir nokta var. Bu üç devletten biri Osmanlı ile dost olsa diğer ikisi düşmanlık siyaseti gütmüştür.
RUSYA, 1774 KÜÇÜK KAYNARCA ANTLAŞMASI İLE OSMANLI TOPRAKLARINDA "GAYRİ MÜSLÜMLERİN VE ERMENİLERİN HAMİSİ OLDU."
Çarlık Rusya; "1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşmasın 7. maddesi" gereği, Osmanlı toprakları içinde bulunan Hıristiyan tabasının "Ermenilerin de hamisi" olduğunu Osmanlı Devletine resmen kabul ettirmiş oluyordu. Böylece Küçük Kaynarca Antlaşması'yla "Ermeni sorununun" hukuksal ve siyasal temelleri atılmış oldu. Kısaca söylemek gerekirse bu tarihten sonra Çarlık Rusya; "Anadolu’da ve Kafkaslarda dini farklılığı kendi çıkarı doğrultusunda "siyasi olarak" kullanan ilk devlet olmuştu."
1789 FRANSIZ İHTİLALİ İLE "MİLLİYETÇİ AKIMLAR" DÜNYA SAHNESİNDE
Daha sonraki zaman sürecinde; "Milliyetçi Akımların" tarih sahnesine çıkması ise, "1789 -Fransız Devrimini" ile olacaktı. Rusya’nın ve batılı devletlerin, Osmanlıya karşı Anadolu’da ve Kafkasya’da uyguladıkları parçalama politikaları; "Dini ve Milli duyguların beraberce kullanıldığı zaman" çok daha etkili olduğu ortaya çıktıktan sonra Hıristiyan imparatorlukları, Osmanlı'nın içindeki "Milliyetçi Akımları da" kaşımaya başladılar. Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Devleti üzerindeki bu avantajını hazmedemeyen Avrupa ülkeleri ise Kırım Savaşı sonrası imzalanan "1856 Paris Konferansı" ile Rusya’nın elindeki "Hamilik" kozunu aldılar ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladılar. 18.yy da çöküş sürecinde olan Osmanlı'nın nasıl parçalanacağını konusu Şark Meselesi (Doğu Sorunun) olarak gündeme geldi.
ERMENİ MESELESİNİN KÖKENLERİ"1858 OSMANLI ARAZİ KARARNAMESİ"
Ermeni meselesini daha iyi anlayabilmek için Ermeni meselesini detaya girmek zorundayım. Çünkü olayı bilimsel, tarihsel ve sosyolojik olarak da incelememiz gerekir.
KAPİTÜLASYONLAR
Osmanlı İmparatorluğu'nun iktisadi dışa bağımlılığı "Kapitülasyonlar" ile başlar. Anadolu’da Ermeni orta sınıfı ve yöneticilerinin geliştirdiği "Ermeni Milliyetçiliği"nin de başlangıcı bu dönemlerde kök salmaya başlamıştır. 16.yy sonlarında Osmanlı topraklarında ekonomik gelişmede; ağırlıklı olarak
OSMANLININ TARIM GELİRLERİNİN %80’İ ERMENİLERİN ELİNDE;FAKAT OSMANLI HAZİNESİ BU GELİRİN %10’UNU BİLE ALAMIYORDU
17. yüzyılda Osmanlı'da üretilen toprak ürünlerinin imtiyazına sahip olan Ermeniler, Osmanlı topraklarında elde edilen tarımdan elde edilen gelirin yaklaşık % 80 nine sahip oldular. Fakat Osmanlı hazinesi bu gelirin % 10’unu bile vergi ve rüsum olarak alamıyordu. Üreten kesimin aldığı pay da % 5 bile değildi. Abdülmecit döneminde İngiltere ve Fransa gibi ülkeler Osmanlı'da ağırlıklı olarak yerli gayrimüslim (Ermeni ve Rum) ortaklar buldular. Bakir Osmanlıda ucuz iş gücü ve hammadde vardı. Anadolu’da geniş toprakları olan Ermeniler Osmanlı devlet katında da imtiyazlar elde ediyorlardı.
ERMENİLERDE CEMAAT TİPİ ÖRGÜTLENME MODELİNİ KULLANDILAR
Cemaat tipi örgütlenen Ermeniler birbirlerini kolluyor, Müslüman kesimle çok az ticari ilişki içine giriyorlardı. 1858 Arazi Kararnamesi fazla etkili olamamış çoğunlukla göçer olan Müslümanların yerleşik düzene geçmeleri sağlanamamıştı.
KIRIM SAVAŞI VE OSMANLI MALİYESİNİN ÇÖKÜŞÜ
1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya’nın Osmanlı topraklarındaki gayrimüslimlerin koruyuculuğunu üstlenmesi ile doruk noktasına ulaştı. Rus, İngiliz rekabetine daha sonra da Fransa dâhil olması ve Ortadoğu sorunu ile Kudüs’ün yönetim şeklinin çözülememesi Kırım savaşının nedenlerindendi. Resmi tarih 1853-1856 arasında ki Kırım savaşını zafer olarak algılar; ama gerçekte Osmanlının mali, siyasi ve fiilen çöküşüne yol açan ve dış borç batağını başlatan bu sebepten Osmanlının tarih sahnesinden yok olmasına yol açan bir savaştır "Kırım savaşı."
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!
Powered by !JoomlaComment 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |
|||||
| Son Güncelleme: Salı, 02 Aralık 2008 10:34 |



