Azerbaycan'ın Atası - 6 PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazılar - Azerbaycan
Pazartesi, 01 Aralık 2008 09:40

ANADOLU TİCARET YOLLARININ GAYRİMÜSLÜMLERE VERİLMESİ

 

Değerli Okurlar;

Anadolu’ya bakışımızı biraz daha sürdürelim. Çünkü Ermeni meselesini Anadolu ile Kafkasya’yı beraber incelemekte fayda var kanısındayım.

İngiltere ve Fransa’ya Kırım savaşı nedeni ile borçlu olan Osmanlı İmparatorluğu zordadır. Fransa ve Rusya’nın Ortadoğu’daki yayılmacı emperyalist politikalarını engellemek isteyen İngiltere, Osmanlı Hükümeti'ne ağırlıklı olarak ticaret yolları üzerindeki toprakların imtiyazlı olarak gayrimüslimlere (Rumlara ve Ermenilere) verilmesi için teklif götürür.

Bu durum karşısında harekete geçen ,“Rusya ve Fransa” ise gözlerine kestirdikleri bölgelerde toprak dağıtımını kendi atayacakları “Hıristiyan Müfettişlerle” birlikte yapılmasını talep ederler.

1856 Paris Antlaşması ile İngiltere ve Fransa’nın Ruslar'dan aldıkları Osmanlı topraklarındaki “Hıristiyanların ve Ermenilerin” hamiliği, kısa bir süre sonra kendi arasında çekişme haline dönüştü.

 

Burada bir şeye dikkatinizi çekerim, asıl amaç çıkardır, manevi değerler olan “dini ve milli duygular” istismar konusudur. Bu durum Paris Antlaşması'ndan sonra da artarak devam eder.

 

"Bu aşağılayıcı teklife Osmanlı Devleti, topraklarının işgal edilmesinden korktuğu ve borçlu olduğu için İngiltere, Fransa ve Rusya’nın isteklerine boyun eğer."

Adaletsizce dağıtım başlar. Doğudaki yöre halkının yaklaşık % 85’i göçer ve yarı göçer duruma getirilir. Sancak ve Liva‘da ki eşraf ve Ayan kesimi toprak sahibi edilir ve hayvancılıkla uğraşanlar dağlara çıkmak zorunda kalır.

Zengin mera ve araziler Hıristiyanlara ve eşrafa dağıtılır.

 

ERMENİLERİN TÜM ANADOLUYA YAYILMASI

1858 ARAZİ NİZAMNAMESİ İLE ZENGİNLEŞEN GAYRİMÜSLÜMLER

 

“Belli yörelerde toplanmış Ermeniler, genellikle ticaret yolları olmak üzere Anadolu sathına yayılırlar”. Örneğin Ege'de yaşayan Müslüman halk bir sabah kendini Ermenilerle komşu bulur.

Doğu ve güneydoğuda büyük arazileri olan Arap ve Kürtler şarktaki bu topraklarını göçer ve sürü sahiplerine fahiş fiyatla kiraya verirler. Sürü sahipleri borçlarını ödeyemedikleri zamanda da sürülerine el koyarlar.

Bu durum yarı yarıya sistemini de geliştirir. Tüm Anadolu yoksul duruma düşer. Zengin olan bir avuç insandır ve Hıristiyan kesimdir. Ermeniler bu durumu iyi değerlendirirler ve ticarete atılma hızlanır. Müslüman ve Hıristiyan arasındaki makasta iyice açılır.

 

Ermeniler, Osmanlı'nın her kademesinde etkendi. Öyle ki birkaç örnek vermek gerekirse;

2. Abdülhamit zamanında;

  • Mayro Kordato Efendi: Maden ve Ziraat Bakanı,
  • Agop Paşa: İki kez Maliye Bakanı,
  • Naum Paşa: Ticaret Bakanı,
  • Gabriyel Noradokyan Efendi: Ticaret Bakanı, vs.

***************************************************************************

 

Demek istediğim; Ermeniler devlet makamlarında. Öteki değildi.

* Osmanlı devlet yapısında; 22 General, 33 Milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Konsolos, 8 Doktor General, 41 Yüksek dereceli “Ermeni bürokrat” vardı.

* Dahası da var; Ermeni Artin Bey 1828'de İngiltere'den aldığı vapuru Sultan II. Mahmut’a hediye verebilecek kadar büyük bir servete sahip olmuştu.

 

Yakın tarihimize bakarsak Osmanlı'nın kalbi İstanbul ticaretinden çok çarpıcı bir örnek daha;

* 1912 yılında İstanbul Ticaret Odasına kayıtlı 30 bin tüccarın % 45’i Rum, %25’i Ermeni, %15’i Türk’tü.

 

II. Abdulhamid zamanındaki Osmanlı'nın hazin durumunu yansıtmak için bir örnek daha vereyim;

II. Abdulhamid’in tahtan indirildiğini kendisine 4 kişilik bir heyet bildirmişti, bu kişilerden biri Yahudi, biri Ermeni, biri Arnavut, biri de Türk’tür.

Ne kadar içler acısı bir durun değil mi?

*************************************************************************

 

1858 Arazi Kararnamesi sayesinde zenginleşen Ermeni tüccarlar Osmanlı meclisinde de güçlendiler.

Örneğin Pastırmacıyan Kayseri’de Ermeni bir tüccarken Hariciye Başkâtibi olmuş daha sonra Dışişleri Bakanlığı'na kadar yükselmişti. O'nun dönemi Ermeniler yurt dışına en çok yatırım yaptığı dönemdir.

 

"YABANCI MİSYONERLİĞİ" ve ERMENİ PAPAZLARIN "AYRIMCI HARAKETİ"

 

Osmanlı'da yoğunlaşan misyoner faaliyetleri kolejlerde siyasi faaliyetler, Ermeni Papazların siyasi propagandaları olarak gelişir. 1860’lardan sonra “Aratizm” üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Ermeni Patriği Katogikos miting alanlarına davet edip “Ermeni birliğini” empoze etmeye başlar.

Mitingler Erzurum, Amasya, Antakya ve Sason’da devam etti.

* Şu iki noktaya dikkatinizi ekmek isterim; Bu mitinglerin ortak özellikleri ağırlıklı olarak;

  1. “Misyoner kökenli kolej öğretmenleri ve papazlardı”;
  2. Daha da hazin olanı ise, “İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti borçlu olduğu için sesini de çıkaramıyordu.”

 

Ermeniler de bu ortamın farkında idi ve de sonuna kadar kullanıyordu.

 

KİLİSELER CEPHANELİK

 

Erzurum’da çıkan Ermeni isyanlarını kilise körüklemişti. Öyle ki kilise aramalarında bir alayı donatacak kadar silahlar bulunmuştu. Ermeniler batılı devletlerin hamilik desteğini aldıktan sonra imtiyaz sahibi olduklarının şımarıklığı içinde zenginleşip vergi vermediler. Zenginliklerini Osmanlı dışına taşıdılar (Ör. Marsilya).

Zenginleştikçe "bağımsız devlet kurma" hayalleri kabardı. Osmanlı da Ayan Meclisi'nin üçte biri Ermenilerden kuruluydu. Bu durum göçer ve yarı göçer Anadolu insanı ile Ermeni ve Rumların arasındaki kin duygularınızda körükledi.

Osmanlı bu yoksul ortamdan vergi alamaz duruma gelmişti. Çukurova’daki Antakya, Kadirli ve Pozantı üçgeninde Ermeni ve Müslüman çatışması başlar.

Osmanlı bu çatışmalara yeterince karşı koyamaz. Bu pasif durumun bir nedeni vardı. Batılı devletlerden Kırım savaşını nedeniyle alınan borçların ödenememesinden kaynaklanan borç batağına saplanmasıdır

Bu nedenledir ki; Osmanlı İmparatorluğu'nun asıl yıkılışı 20 Aralık 1881 tarihindeki Borçlar Yönetimi'ni (Düyun-u Umumiye İdaresi) kuran Muharrem Kararnamesi'nin ilan edildiği gündür.

Batılı ülkelerin alacaklıları tarafından 1881 tarihinde kurulan, Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Meclisi İngiliz, Hollanda, Almanya, Fransa, İtalyan ve öncelikli alacaklı temsilcilerinden kurulan yedi kişilik bir kuruldu.

Bu kurul, Koskoca Osmanlı İmparatorluğu'dan bir günde toplanan günlük gelirlerin yaklaşık yarısını tahsil ediyorlardı.

19’yy başlarından beri Avrupalı tüccarlar ile diyalog kuran “Fener Rum Beyzadeleri” (Lövantenler) Osmanlı topraklarında acente temsilciliği ve ticari işletmeleri sayesinde çok büyük paralar kazanıyorlardı.

  • “Musevi Galata Bankerleri”nin elinde Osmanlı'nın spekülatif para piyasaları,
  • “Rumlar” ekseriyette deniz ticareti ve kargo taşımacılığı ile ilgileniyorlardı.
  • “Ermeniler” ise toptan eşya dağıtımı ve pazarlama ile uğraşıyorlardı. Anadolu’daki zanaatkârlığın büyük kısmı da onların elindeydi.

 

Bu azınlıklar Osmanlı topraklarında kazandıkları bu paraları büyük oranda dışarı taşıyorlar, büyük oranda vergi de vermiyorlardı. Ermeniler ağırlıklı olarak Fransız şirketleri ile çalışıyorlardı.

 

1895 YILININ EYLÜL VE ARALIK ARASINDA OSMANLI'DA MİSYONERLERİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ 24 ERMENİ İSYAN VARDIR.

 

19. yüzyılın ikinci yarısındaki yıllarda Amerika Birleşik Devletleri de Anadolu’da açtıkları okullar aracılığı ile Anadolu’da Hıristiyanlığı yaymak için misyonerlik faaliyetlerine giriştiler.

1895 yılının Eylül ve Aralık ayları arasında Osmanlı toprakları üzerinde misyoner rahiplerce 24 isyan gerçekleştirilmesi tarihlerde Ermeni isyanlarının hangi boyutlarda olduğu açıklayan çok önemli bir örmektir.

 

ERMENİLER, SEVR’İ GEÇERLİ SAYIP TÜRKİYE'DEN TOPRAK İSTİYORLAR

 

1. Dünya savaşı sonrasında Rusların ve Almanların Anadolu’da etkinliğinin azalmasıyla Osmanlı'yı İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar parçalamaya başladılar. Böylece ABD’nin de desteği ile “10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması” gündeme geldi.

Günümüzdeki Ermeni Diasporası ve Taşnak zihniyeti Sevr antlaşmasının hala geçerli olduğunu savunup Türkiye’den toprak talebinde bulunuyorlar. Gerekçe olarak da Sevr’i imzalayan devletlerin bu antlaşma yürürlüğe girmeden ortadan kalktığı savunuyorlar. Fakat Ermenilerin devlet olarak Osmanlı Hükümeti ile 4.Haziran.1918’de imzaladıkları “Batum Antlaşması”nda Dışişleri bakanı “Hadisyan” şu ifadeleri kullanmıştır:

 

HADİSYAN, TÜRKİYE ERMENİLERİ OSMAMLIDAN AYRILMAYI DÜŞÜNMÜYOR

 

"…Türkiye Ermenileri artık Osmanlı İmparatorluğun'dan ayrılmayı düşünmüyorlar. Türkiye’de bulunan Ermenilerin sorunları Osmanlılar ile Ermeni Cumhuriyeti arasında görüşme konusu bile yapılamaz. Osmanlı ile Ermeni Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler mükemmeldir ve gelecekte de böyle olmalıdır. Bütün Ermeni siyasi partileri bu konuda aynı görüştedirler."

 

Değerli Dostlar;

"Bu iyi komşuluk ilişkilerinin sürdürülmesi Dışişleri Bakanı olduğum Ermeni Hükümetince izlenen programın başlıca noktalarından biridir.(1)"

 

Can Dostlar Ermeni Taşnak görüşünü yansıtan “HAİRENİK” in 28.06.1918’deki yazısında görüşler çok ilginç geldi bana.

“Rusya’nın Türkiye’ye karşı güddüğü düşmanca politika Kafkasya Ermenilerini de cesaretlendiriyordu.

İki dost unsur arasındaki çatışmalara "Kafkas Ermenileri" neden oldu.

Çok şükür ki bu durum uzun sürmedi. Sonrasında Kafkasya Ermenileri selametlerinin yalnızca Türkiye’de olduğunu anladılar ve ellerini Türkiye’ye uzattılar.

Türkiye’de geçmişte olanları unutmak istedi ve uzatılan eli şövalye ruhu ile sıktı.

Artık Ermeni sorununun çözümlenmiş ve tarihe kalmış olduğunu kabul ediyoruz.

"Yabancıların ajanı birkaç maceraperestin eseri olan karşılıklı güvensizlik ve düşmanlık duyguları ortadan kalkmalıdır.(2)"

1918’de Ermeni Taşnakların basın organlarından “HEİRENİK” bu ifadeleri kullanıyorsa benim söyleyecek hiçbir sözüm olamaz can dostlar.

Günümüzdeki zaman tünelinden 1915 ve 1920’lere baktığımızda; Toz duman olmuş bir Kafkasya coğrafyası içinde "dinlerin ve milliyetçi duyguların sömürgeci ülkelerin elinde nasıl siyasallaştığını, yozlaştırıldığını" görüyorum.

Peki ama bir Ermeni aynı zaman tünelinden o tarihler baktığında neden aynı şeyleri göremiyor?

Burada bir çelişki yok mu? Hiç kimse ak kaşık değildir.

Geçtiğimiz yüzyılda darmadağın olan bu Kafkasya coğrafyasında hiç kimse benim ellerim temiz diyemez. Çünkü savaşın dizginleri Kafkasya’da yaşayanların ellerinde değildi.

 

KAFKAS İNSANI HAZARIN AZGIN DALGALARINA KAPILAN SAF VE TEMİZ KUM TANELERİDİR

 

Günümüze dönersek bu durum daha da vahimdir. Soykırım tasarılarını hiçbir araştırma yapmadan çıkaran Hıristiyan Parlementoları.

Neden? Kafkasya’da, Balkanlarda, Anadolu’da, Azerbaycan’ın Hocalı’sın da, Kars Platosundaki 186 toplu mezarlarda ve Avrupa’nın göbeğindeki Bosna’da soykırıma uğramış yüz binlerce Müslüman için aynı insani duyguları paylaşmıyorlar?

Yoksa o milyonlarca insan sadece Müslüman oldukları için mi? Yoksa damarlarındaki akan kan Hıristiyan kanı olmadığı için mi?

Diye düşünüyor insan.

Ne dersiniz dostlar?

------------------------------------------------------

KAYNAKLAR
1) SCHEMSI, Kara-; op. cit., p. 31.
2) SCHEMSI, Kara-; op. cit., pp. 31-32.
3) URAS, Esat-; a.g.e. sayfa 682 — 683

Yorumlar
Ara
Sadece kaytl kullanclar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme: Salı, 02 Aralık 2008 10:36
 
Ulti Clocks content

Objektifimden

wwwAKCAYOZnet-VedatAKCAYOZ_044.jpg
Reklam
Vedat AKÇAYÖZ, Powered by Joomla!; Joomla templates by SG web hosting