ANILARIMDAKİ MALAKANLAR Hatırlıyorum, yıllar önce çocukken, annemden duymuştum "Malakan" ismini. O yıllar bu ismin ne demek olduğunu bilmiyordum. Eset dedem gelmişti Kars’tan Babaeski’ye o zamanlar, Beş yaşlarında küçücük çocukken anımsıyorum; lambalı, kondansatörlü, arkasında kocaman pilleri olan radyomuzdan dinlerdi dedeciğim 1960 ihtilalinin haberlferini. Arazide bulduğu bomba ile oynarken şarapnel parçası ile kopan parmağının arasına sıkıştırdığı sigarasını derin derin nefeslerle çekerken kendi kendine söyleniyordu. Bir ara babama döndü;
— "Oğul Malakanlar gidecek" dedi. "Önümüzdeki yıllar da Kars’ta olmazlar sanırım. Kardeşim Samet ve karısı Malakan Anna ne yapacaklar acaba? İki arada bir derede kaldık, ne olacak şimdi?" Annem bu haberi duyunca irkildi. Pür dikkat dinlemeye başladı dedemle babamın konuşmalarını; Sonra beyaz başörtüsünün ucunu sessizce ağlayan gözlerine götürdü. Gizlice sildi. Ardından gözyaşlarını içine atmak istercesine sessizce ve derinden bir iç çekti; ama ben görmüştüm gözünden yaşlarının aktığını... Anneme, "neden ağlıyorsun?" dedim çocuksu aklımla. "Gidecekler oğlum! Malakanlar gidecekler! Beni bırakıp gidecekler. Naske gidecek. Bir daha hiç göremeyeceğim onları..." f Sessizce, içten içe ağlamasını sürdürdü. Ben de pek bir şey anlamadığım halde annem ağladığı için buruklaşıp ağlamaya başladım… Geçmişin sisli günlerinin ardından yıllar geçti... Şimdi biliyorum artık Malakanları; "Şu an dünyanın unuttuğu manevi değerleri benliğinde barındıran bu hümanist toplumu." Onlar; Savaş da dahi kan dökmeyi günah saydılar. Geçmişte barış içinde yaşamak istediler olmadı. Kilise ile çelişkiye düştüler. Çarlık Rusya’sında yerlerinden sürülüp Sibirya’ya, Kanada’ya, Amerika’ya, Kafkas ardılı bölgelere ve Kars civarına sürüldüler. Ama kendileri için yabancı olan bu coğrafyada çok iyi dostluklar kurdular, çelişkileri olsa bile. Dış baskılardan ötürü kendi kendine yeterli oldular her konuda. Sımışkayı (ayçiçeğini), Malinayı (çileği), Almuçayı (eriği) toprağa ektiler. Çakmak Köyünü, Yalınçayır'ı ve Atçılar’ı yeniden inşa ettiler. Atçılar’da en güzel atları yetiştirdiler, Yerli halkın ağaç kütüğünde yaptığı "Arıcılığı", fenni kovan ve peteklerle yaptılar, Evlerinin içine çağdaş ve insanca yaşamanın gereği olan; "Fırınları," "Hamamları," "Tuvaletleri" ile Güzellikler kattılar canım "Anadolu topraklarına." Taşnak Ermeni katliamlarında mallarını, mülklerini kaybetme pahasına Çakmak'ta ve Çalkavur’da evlerinin bodrumunda ve çatı katlarında Müslüman komşularını sakladılar insanlık ve komşuluk gereği... "İyi yürekli Malakan bir Danil Ağa" vardı. Çakmak köyünde; Kazım Karabekir Paşa’yı köyündeki büyük evinin bahçesinde kurdurduğu büyük çadırda ağırlayıp Malakan semaverinde çay ikram eden, Çakmak arazisine ordugâh kuran Türk ordusuna; günlerce sıcak ekmek, 300 hayvan kesip taze et veren. "Malakan bir Danil Ağa vardı" çok kültürlü Anadolu topraklarında. Anadolu’da zorla askere alınmak istendiler onlar. İnançları gereği kabul etmediler, Göç ettiler Rusya’ya, Amerika’ya, Kanada’ya, Onlar; insanlığın değerlerine sahip çıktılar. "İnsan öldürmeyi en büyük günah saydılar." "Askerlik yapmadılar," "Hırsızları toplumdan dışladılar." "İçki ve sigara içmeyi günah saydılar." "Domuz eti yemediler," "Kiliseye de gitmediler," "ve haca da tapmadılar inançları gereği." Göç ettiler; fakat hiç unutmadılar doğdukları bu toprakları, bazen eziyet görseler bile. "İnsancıllık," "Dostluk," "Dürüstlük," "Çalışkanlık" adına bu topraklarda hoş bir seda bırakarak Göçüp gittiler; "Acaba, biz onlara hak ettikleri gibi davrandık mı?" "Acaba, onların kültürlerinden yeterince faydalanabildik mi? Hiç sanmıyorum. Çalkavur'da Malakan Simon Dayı vardı. Kültürlü, çalışkan dürüst bir insandı. Uzun yıllar Simon Dayı'nın bahçesinde Kars’ın ileri gelenleri ve müdürler piknik yapıp sohbet ederlerdi. 1962’de son Malakan göçünde Gitmek iGitmek istemedi Simon Dayı. Direndi ama olmadı. Gözü yaşlı, kalbi kırık, anılarıyla beraber Rusya’ya göç etmek zorunda kaldı. Ardında mallarını, mülklerini, anılarını ve kırık mezarlarını bırakarak... ÇalkavurÇalkavur'un gülleri, çiçekleri, vişneleri ve çatılı evleri Simon Dayı'yı çok bekledi... Ama Simon Dayı gelmedi, gelemedi. Çatılı evler tütmez oldu, Ağaçlar meyve vermez oldu, Yeşillikler soldu, Bir çocuğun içine girdiğinde kaybolabileceği kadar sık ağaçlarla dolu mesire yerleri yavaş yavaş kayboldu. Güneş giGüneş gibi parlayan sımışkalar görünmez oldu, Simon Dayı gelmedi. Ama… Timofi İvanovich Samarin (Tahtacı) geldi yıllar sonra, Stovrapol Levokumskoe’den. İçi tüylü yarı palto görünümlü "Binjak" ın içine belden püsküllü iple yandan bağlı üç düğmeli beyaz "rebuşkası"(Malakan gömleği) ve de ayağında "Valinki"si (yünlü çizme) ile Atçılar’daki değirmenine. Hayatının sonbaharında elleriyle yaptığı değirmeni, bin bir emekle ile ektiği ağaçları, çiçekleri, gül bahçeleri yoktu artık. Yıkık, dökük değirmenine baktı hüzünle. Ardından görebileceği en uzak ufka boş gözlerle bakıp geçmişe daldı. Uzun kış günlerinde değirmene yolcular gelirdi Çıldır’a gitmek için, O zamanlar MetrelerMetreler boyu kar vardı arazide. Malakan zankasından (kızak) başka araç işlemezdi bembeyaz Kars platosunda. Uzun kış günlerinde yolcu taşırdı Timofi Ardahan’a, Çıldır’a. En güzel yılları geçmişti Anadolu'da. Dedesi babası ve kendisi doğmuştu bu topraklarda. Onun için oğlu doğar doğmaz adını "Anatoliy" koymuştu neden diye soranlara. "Bu Anadolu topraklarına olan karşı konulmaz sevgim ve hasretlerim için" derdi. Timofi. Sonra Yalınçayır Mezarlığına gitti Timofi ; Gördüklerinden dona kalmıştı, Arabadan indi şuursuzca, Önünde define avcılarının tahrip ettiği "Malakan Mezarlığ"ı, ve onu ortadan ikiye bölmüş" kap kara asvalt bir yol." Yinede bu hazin manzara karşısında kendini toparlayıp mırıldandı; "Keşke huzur bulduğumuz bu Anadolu topraklarında boynu bükük kardelenler misali ölüp atalarımla yan yana gömülebilsem" dedi... Şimdi onlardan bize Dere kenarlarında yıkık değirmenler kaldı. Kocaman Arlov ve Wiladimir atlarının, Malakan ineklerinin sadece isimleri kaldı. Define avcılarının tarumar ettiği Malakan mezarlarının sadece kırık dökük taşları kaldı. Şimdi onlardan bize insanlık saygı, sevgi, kardeşlik ve dostluklar kaldı. Kan ve bKan ve barutun olduğu savaşın ortamında elleri kana bulanmamış tertemiz anılar kaldı...
|