Değirmenci Vaso Anısına PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazılar - Tekil Konular
Perşembe, 04 Aralık 2008 10:34

Değirmenci Vaso Anısına

Can Dostlar;

"Malakanlar" başlıklı yazı dizimin başlangıcını; "Değirmenci Vaso’nun" anısına saygı için kaleme aldım. "Son Malakanlar’ımızdan Değirmenci Vaso’nun" ruhu her daim huzurlu olsun.

Malakan geleneklerine uygun olarak mezarının başına getirilip kendi dini inançlarının yanısıra İslam gelenekleri ile de defnedilmesi "Anadolu’nun çok kültürlü yapısının" anlamlı bir yansımasıdır.
"İşte gerçek kardeşlik bu"
"İşte gerçek hoşgörü bu"

 

Zaten Yunus Emre demiyor mu ki;
"Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan
Şerrin evliyası ile hakikatte asidir"

Çok değil birkaç geçen yıl önce hayatta idi Vasil, "Şimdi üç metre toprağın altında,"

Mezarları "define avcıları" tarafından tahrip edilmesine rağmen ağabeyi Aleksey ve ablası Baraşa ile beraberce yatıyorlar Çakmak köyünün tahrip edilmiş "Malakan Mezarlığında".

Kim bilir? …
1962’deki son Malakan göçü bitiminde Kars bölgesinde kalan az sayıdaki Malakanlar’dandı Vasil.

O hüzünlü göç sırası öncesinde yurt dışına, Amerika’ya gidebilmek için İstanbul’a gitmişti. Tüm akrabaları birçok zorluktan dolayı Rusya’ya gittiği halde kendi isteği ile Türkiye’de kaldı Vasil.


Bizden biri gibiydi,
Hep de öyle yaşadı.
Hepimiz onu; "DeÄŸirmenci VASO" olarak bildik.

Çocukluk yılları Çakmak köyünde geçmişti. Bileği kuvvetli, uçarı yasaklara karşı gelen ve sürekli macera arayan bir karakter yapısı vardı Vaso’nun.

Ölmeden önceki günlerde sık sık yanıma gelir giderdi. Malakanlar için yıllar süren çabalarımı takdir eder, saygı ile karşılardı.

Geçen yıl, Vaso’yu alıp Çakmak köyüne götürürken; Malakan’larla ile ilgili projelerimi anlattım ona yol boyunca. Dikkatini çekmişti anlattıklarım. İstedim ki Vaso; Malakan geçmişinin gizli kalmış yönlerini tekrar hatırlayıp anlatsın bana. Bende ona, Malakan kültürü ve gelenekleri hakkında elimden geldiği kadar detaylı bilgiler aktarıyordum yıllardır.

  • Çakmak köyündeki çok kültürlü zenginliÄŸimizin bir parçası olan Malakan evlerinin koruma altına alınması,
  • Malakan mezarlarının onarımı,
  • En önemlisi ise bu projelerin ulusal ve uluslararası platforma taşınması

gibi konulardan bahsediyordum Vaso'ya.

O'da sessizce dinlerdi beni.
Bu kez öyle olmadı.
Başını birkaç kez yukarı aşağı sallarken konuşmaya başladı.


— "Biliyor musun Vedat?" deyip Çakmak köy yolunun alt kısmındaki sulak çayırı gösterdi,
— "Buralar asker koruması altında çok sık ağaçlarla kaplı idi, hepimiz piknik yapmaya gelirdik, Asker çekildikten sonra, tek bir ağaç görebiliyor musun?" Deyip devam etti...
— "O zamanlar eski Çakmak şu köy girişindeki köprünün sağında gördüğün yermiş; ama Malakan atalarım beğenmemişler eski köyü. Şu gördüğün karşı sırta yeni Çakmak köyünü inşa etmişler. Babam ve dedemgil anlatırdı; Yeni Çakmak o zamanlar çok güzel olmuş.
Her evin ön kısmı çiçek bahçesi olarak ayrılmış,
Her ev yolun iki tarafına aynı hizada sıralanmış,
Bu iki ev arasında kalan kısımsa ambar, merek olarak kullanılırmış.
Yine her evin arazisine açılan yaklaşık 30 metrelik avlusu varmış..."
— "Şimdi bu düzeni görebiliyor musun bu düzeni...?"
"Bizim tarihimizi ve kültürümüzü bu coğrafyada anlattığın için çok teşekkür ederim. Yaşlılar bizi tanıyor. Ama yeni yetmelerin hiç haberi yok be Vedat" dedi.

Arabanın camından dışarıya doğru bakarken...
Birden daldı, kısa bir sessizlikten sonra başladı anlatmaya;


— "Biliyor musun? Vedat, Çiftçi Molla Mihail’di benim babam. Çakmak köyü Hep Malakandı o zamanlar. Orta boylu, sürekli temiz giyinen, iyi kalpli biri idi. Fakat çok sinirli bir yapısı vardı. Bir gün Çakmak köyünde düğün vardı. Gençtim o zamanlar... Düğüne gidebilmek için izin istedim babamdan. Babam; Davul zurna şeytan işidir gitme! dedi! ; fakat ben gizlice gittim.
Düğünden döndüğümde beni bekliyordu, hışımla üstüme geldi, çok kızmıştı, şuurunu kaybedip; "ben sana demedim mi gitme günah diye?" sonra da elindeki kerpetenle kafama vurdu, hırsını alamayıp beni dövmeye devam etti.
Annem Pole kanlı halimi görünce dondu kaldı, sonra toparlanıp kanlarımı silmeye başladı, sonrasında saatlerce ağladı. Anam, orta boylu, sarışın yüzü güleç ve hamarat bir Malakandı. Evimizdeki dikiş makinesi ile Çakmak köyünde dikiş, nakış ve elbise dikerdi.
Tüylü hayvan derisinden kısa gocik ve kürk yapardı" dedi.

Sonra duraksadı...
Bir müddet sessizlikten sonra; tekrar babasını anlatmaya devam etti Vaso.
— Yay gibi kaşlarının altından bakan iri gözleri insanı adeta büyülerdi. Ama o derecede insana huzur veren bir anlam ifadesiyle bakardı herkese. Saçını Malakan geleneklerine uygun olarak ortadan tarardı, bıyıkları ve sakalı hep bakımlıydı. Köyde gezerken sürekli çizme giyer ve kendinden emin yürürdü, çizmenin çıkardığı ses onu mutlu ettiği içindi, belki de. Babam; kış geldiğinde Çakmak köyünün deresine gidip, buzları kırar; şırıl şırıl akan kar suyu ile yıkanırdı her sabah. Bunu neden yaptığını soranlara "Cennete gitmek için" derdi.


— "Molla Mihail", yani babam sürekli İncil okur, ilahiler söylerdi. Dini konularda bilgisi fazla olduğu için Malakan köylüler gelir, fikir danışır ve sürekli saygı gösterirlerdi.

Dedikten sonra...
İçini çekti,
Sesini yavaşlatıp sonra duraksadı,

Birden yüksek sesle;
— "Yahu Vedat ne zaman gideceğiz Çakmak köyüne tekrar," dedi.

Tebessümle cevap verdim;
— "Gidiyoruz ya Vaso,"
— "Öyle mi!?? Birden daldım" dedi.

Ve devam etti:
— Çocukluğum aklıma geldi. Orta bire kadar okudum, çok yaramaz olduğumdan sınıf başkanı yapmıştı öğretmenim beni. Okulu bıraktıktan sonra; rençperlik, hodaklık ve tırmık işleri yaptım, babama yardım ettim yıllarca; ama bir eksiklik vardı hayatımda çözemediğim... Evde 5 kardeştik. 1947'ydi sanırım; abim Vano Adana’da askerken sıtmadan rahmetli oldu. Öldükten aylarca sonra haber verdiler "Cenazesini getiremedik" darlık zamanlarıydı o zamanlar, elde yok avuçta yoktu. Bu olay bana koydu be Vedat...


— Diğer abim Aleksi’de -Aloş derlerdi ona- 1955'te askerden izinli döndüğünde hastalandı anide, kısa bir süre sonra o da rahmetli oldu. "Hastalığını bir türlü anlayamadık".
"Sen olsan be Vedat ağlamaz mısın?
Kahretmez misin?
İsyan etmez misin?" dedi.

Buruklaştı, hüzün dolu gözlerle bana baktı, sonra devam etti;
— Timafey bizim en büyük ağabeyimizdi. 1940’lı yıllarda Çakmak köyündeki evimizde Malakan bir ailenin kızı olan mavi gözlü, sarışın ve uzun boylu One ile evermiştik ağabeyimi. Aşağı mahallede kendisine bir ev kurduk. Çakmak’taki evimizin üst tarafında Ali Asker İmran’lar oturuyordu, alt tarafımızda ise Hacı Mamet amca vardı "çok iyi insanlardı"...
— Malakan komşularımız yeniden yapmaya başladılar Çalkavur köyünü. Çalkavur’un iklimi daha yumuşak olduğundan bizde oraya taşındık. Malakan akrabalılarımızda orda olduğundan topluca ibadet etmek daha iyi oluyordu. Dini ayinlerimizi rahmetli Kürt Halit’in çocuklarının şu an oturduğu evde yapardık o zamanlar... İklimi meyve ve sebze yetiştirmeye çok müsait olduğundan Çalkavur’da rahat ettik.

Bir süre sessizlikten sonra devam etti anılarını anlatmaya;
— "O aralar Amerika’ya gidebilmek için 8-9 yıl İstanbul’a gittim. Babam benim gidişime hiç razı değildi.
Bir kavga sonucu 1 yıl Topbaşı Cezaevinde tutuklu kaldım 1960’lı yıllarda.
Babamgil göçüp gittiler Rusya’ya; ben naçar ve biçare kaldım bu ellerde... " dedi ve sustu sonsuza dek...

Bu benim için Vaso ile son görüşmem oldu.
Bir daha hiç görüşemedim; çünkü göçmüştü artık bu dünyadan "Malakan Vaso" .

Yorumlar
Ara
Sadece kayýtlý kullanýcýlar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme: Çarşamba, 29 Nisan 2009 17:03
 
Vedat AKÇAYÖZ, Powered by Joomla!; Joomla templates by SG web hosting