| Yakınımızdaki Uzak Ülke - 3 |
|
|
|
| Yazılar - Yakınımızdaki Uzak Ülke: Ermenistan | |||||
| Cuma, 01 Ağustos 2008 04:36 | |||||
|
Can Dostlar; Günümüzde bazı fanatik kişiler ucuz savaş naraları ile vatanseverlik yaptıklarına inanıyorlar “Asıl vatanseverlik; Ermenistan’ın tam kalbinde “SOYKIRIM YOKTUR” diyebilmektir.” “İşte ben bunu yaptım.” Yaptıklarımdan da gurur duyuyorum. Ama daha da önemlisi Ermenistan’da söylediğim “SOYKIRIM YOKTUR” sözünün gerekçelerini ve alt yapısını da “BİLGİ ve GERÇEKLERLE” ile destekleyip ülkemi savundum.” Saygıdeğer okurlarım şimdi siz en doğru kararı beyninizde vereceksiniz, “VATANSEVER KİM, VATAN HAİNİ KİM?” Bu riski birilerinin alması gerekiyordu. İşte riski arkadaşlarımla beraber aldık. Yıllardan beri Kars’ın tarihini ve kültürel zenginliklerini araştıran, bu bilgileri gazetelerde ve televizyonlarda siz değerli okurlarım ve izleyicilerimle paylaşan biri olarak “araştırmacı gazeteci” kimliğimle bu riski de üslenmeliydim. Bir de Ermenistan penceresinden bakmalıydım Türkiye’ye Azerbaycan’a. Öylede yaptım. Risklide olsa.
Can Dostlar; Ermenistan ile ilgili yazımı iki bölüme ayırmalıydım.
“Ülkeler arası ilişkiler; kin ve nefret üzerine kurulmaz, temel kural konuşarak yaratılan ortak çıkarlardır”. Eğer konuşamazsak, bu durumdan her iki ülkede zarar görecektir.
Türkiye, arşivlerin açılmasında bir sakınca görmediğini çok geç de olsa birinci ağızdan açıklamıştır. Buna rağmen gerekli ilgiyi görememiştir. Ermenistan ve Türk halkları arasında karşılıklı kin ve nefret vahim boyutlardadır. Bu durumda dur deme zamanı gelmedi mi? Tüm Ermenileri bir görüp öyle politikalar üretmek kadar yanlış bir şey yoktur. Unutmayalım ki Türkiye’de bir sürü Ermeni vatandaşımız var. Onlar bizim vatandaşımızdır. Ermenistan’dakiler ise bizim komşularımızdır. Fakat Diaspora ve Taşnaklar ise bizim asıl üzerinde durmamız ve düşünmemiz gereken kesimdir. Şunu asla unutmayalım ki; Türkiye ile Yunanistan arasındaki bazı sorunların hala devam etmesine rağmen gelinen nokta çok olumludur. ‘Zülfü LİVAN ELİ ve TEODORALİS bu gün filizlenen Türk Yunan dostluğunun simge isimleri değimlidir?
Can Dostlar, Bu yazımı yazarken duygularım kabardı. Şairin şu dizeleri döküldü dudaklarımın arasından: … Beşikler vermişim Nuh’a, Nasıl severim bir bilsen.
Değerli Okurlar; Umarım bu çalışmalarım hepimiz için hayırlı olur. Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan Türkiye’nin karşılıklı konuşarak elde edecekleri barış ortamı için, Ülkem için İnsanlık için faydalı olur. Gazetecilik açısından çok zengin belgelerle dolu Ermenistan gezimizin perde arkasını siz değerli okurlarımla olduğu gibi paylaşmak istiyorum. Bu gezi için günlerce önce yaptığımız hazırlıklarımızı tamamlamıştık Can dostlar siz bu geziye İster macera diein, ister serüven... Başlayalım artık Ermenistan gezimize. Birçok ilklerle ve soru işaretleri ile dolu Ermenistan gezimizi gerçekleştirebilmek için 6.12.2007 günü sabah erken saatlerde kalkıp arkadaşlarımla buluştuktan sonra saat 07’de yola koyulduk. Ermenistan’dan bizi almaya gelen araba saat 12’de Gürcistan sınırında bekleyecekti. Yaptığımız program çerçevesinde buz gibi bir havada yola koyulduk. Hava -10° derecede idi, asfaltın yüzeyi bir gün önceki erimeden dolayı cam gibi olmuştu. Mezranın eğimli yolu üzerinde aniden asfalta çıkan montofon ineklerini çok geç fark eden şoförümüz son anda frene basınca asfalt üzerinde arabamız kızak gibi kayıp o hızla besili ineklerin arasına kontrolsüz bir biçimde daldı. Arabanın çarptığı koca inek havalanıp ağır gövdesiyle aracın üzerine düşünce ön cam şiddetli bir biçimde patladı, çarpmanın darbesiyle şoför arkadaşımın suratı bir anda kanlar içinde kaldı. Ben de önde oturduğumdan kocaman ineğin iri vücudu çarpmanın şiddeti ile camdan içeri girerken durmaya çalışan araba o anda ikinci, üçüncü ineklere vurmaya devam ediyordu. Sonunda zor da olsa durabildi. İneğin çarpması ile patlayan cam parçalarının fırlaması ve aldığım darbeler nedeni ile elim kanamaya başladı. Arabanın çarpışmadan dolayı aldı darbelerden bende nasibimi almıştım. Saniyeler içinde durmaya çalışan aracın üstünden o bir tona yakın inek aşağıya düştü ve asfaltın üzerinde darbe alan diğer inekler gibi kaymaya başladı. İşte buzun üstündeki bu kayma hareketi, çarpmanın büyük şiddetini absorbe etmişti. Yani kazaya sebep olan, ölümle bizi burun buruna getiren cam gibi buzlu zemin. Şiddetle çarptığımız kocaman montofon ineklerini de kaydırmış ve bizi ölümcül kazadan kurtarmıştı. Bu olayın şokunu çabuk atlatıp gerekli görüşmeleri yaptıktan sonra Kars’tan çağırdığım başka bir araba ile Ermenistan’a doğru yolumuza devam ettik. Türk gözü sınır kapısındaki gerekli işlemler yapıldıktan sonra Gürcistan’a geçip bizi bekleyen araca binerek Ermenistan’a doğru yola koyulduk. Gürcistan’dan geçerken sık sık arabayı durdurup çok ilginç fotoğraflar çekiyordum. Uzun ve yorucu bir o kadar da karla kaplı tehlikeli yolculuktan sonra Ermeni gümrüğüne gelebildik, arazi alabildiğine karla kaplıydı. Arada bir öbek öbek orman kümelerine rastlıyorduk. Az Türkçe bilen Ermeni gümrük kapısındaki memurla uzun süren pasaport işlemlerimden arta kalan zamanda arkadaş olduk. Atalarının Kars’tan göç ettiğini özlem dolu hüzünlü gözlerle anlatıyordu. Bu konuşmadan güç alarak sorumu patlatıverdim “Peki ama iki ülke arasında bu kin ve nefret ne zaman bitecek?” dedim. Hiç beklemediğim bir cevap verdi, “Halklarımız arasında hiçbir meselemiz yok, asıl mesele politikacıların ve siyasetçilerin olduğunu söyledi.” Bu cevap bana çok ilginç gelmişti. Kapı açık olsa 2 saatte gidebileceğimiz Gümrü’ye 14 saat zor bir yolculuktan sonra vardık. Organizeyi yapan yetkili Artus Mkrtchyan bizi kapıda karşılayıp hoş geldiniz dedikten sonra arkadaşların yanına götürüp tanıştırdı. “Slavain Evi” adı verilen Rus mimarisi tarzında iç mekânı düzenlenmiş lüks bir restorantta bizi yemeğe aldılar. Fakat çok geciktiğimiz için Azerbaycan’dan ve Gürcistan’dan gelen heyetler yemeğe başlamıştı. Bizler de aralarına katıldık. Azerbaycan heyetinden Vefa Farajova anadili gibi Rusça bildiğinden iletişimi rahatlıkla sağlıyorduk. Gürcü, Azeri, Ermeni arkadaşlarla tanıştık. Bir şey dikkatimi çekmişti masada bize tanıştırılmayan üç kişi daha vardı. Kim olduklarını sorduğumda eski KGB, yeni Ermenistan gizli servis ajanları olduğunu öğrendim. O andan dönüşümüze kadar istihbarat elemanları bizleri hiç yanız bırakmadılar. Azerbaycan heyetini bizden çok daha fazla sıkı gözetimde tutuyorlardı. Bu olumsuz tutum bizleri hiç etkilemedi. Tedirgin olmanız gereken bu durumda normal yapmamız gerekenlerin tam tersini yaptık. Her ortamda istediğimiz her soruyu sorduk. Her video ve fotoğraf çekimini, ses kaydını yaptık. Ajanlar, bizlere hiç karışmadılar ama hep izlediler. Yemekten sonra Gümrü’nün en temiz oteli olan “Araks Hotel”ine kısa bir yürüyüşten sonra vardık. Çok yorgun olduğumuzdan dolayı hemen yattık. Gece bir ara uyanıp camdan baktığımda yoğun bir biçimde kar yağdığını gördüm. Tan ağarırken fotoğraf çekmek için sabahleyin çok erken kalktım. Her taraf bembeyazdı. Kar hâlâ yağdığı için çekim yapamadım. Artu Mkrtchyan, sabah kahvaltısından sonra bize programı açıkladı. Başkent Erivan’a gidip Ermenistan Dışişleri Bakanlığında Bakan Yardımcısı Sayın Arman Kırikosyan ile görüşme programı hazırlanmıştı. Bu haber beni çok memnun etmişti. Dört ülkenin oluşturduğu grubumuzla beraber Gümrü’den Erivan’a yolculuğumuza başladık. Ben fotoğraf çekimleri yapmak için minibüsün ön tarafında oturdum. Yol boyu çekimler yaparken karşıdan eskortlar eşliğinde hızla geçen siyah arabalar dikkatimi çekti. Ne olduğunu sorduğumda 7.12.2007 tarihinde 19 yıl önceki Büyük Gümrü depreminin yıldönümü olduğunu, o nedenle Cumhurbaşkanı Koçeryan’ın törenler için Gümrü’ye gittiğini öğrendim. Fakat her şey o kadar çabuk olmuştu ki fotoğraf çekmeme fırsat dahi olmamıştı. Gümrü’den karla çıktığımız yolun sonunda Erivan’a yağmurla girmiştik, iki şehir arasında sıcaklık farkı Kars ile Iğdır gibiydi. Gümrü büyük bir deprem geçirmesine karşılık tarihi binalarını korumuş, yaralarını büyük ölçüde sarmış, eski eserleri ile Kars’ı andıran sakin bir şehirdi; fakat Erivan tam bir büyük şehir hüviyetinde idi. Giderken hayalimde canlandırdığın Ermenistan’dan daha iyi bir ortamda bulmuştum Ermenistan’ı. Erivan girişinde sol tarafta "Diasporanın yaptırdığı evleri" gördük. Bir süre sonra şehir merkezindeki Dış işleri Bakanlığı’nın önünde durduk. O arada bile Büyük Meydan'da yağmurlu havada zorda olsa fotoğraf çekimlerine devam ettim.
Sadece kaytl kullanclar yorum yazabilir!
Powered by !JoomlaComment 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |
|||||
| Son Güncelleme: Salı, 02 Aralık 2008 10:41 |



